Kararlarımızı etkileyen yaşadığımızsüreçlerdir. Özellikle sosyal çevremizde olan her türlü etken kararlarımızüzerinde etkili olmaktalar. Bazısüreçler ise şaşırtıcı derecede farklı durumlarla karşılamamıza ve çok farklı sonuçlaravaran kararlar almamıza sebep olabilirler. Ailemiz, komşularımız vearkadaşlarımız ile birlikte çevremizde iletişimde bulunduğumuz insanlar isekararlarımızı üzerinde en etkili olanlardır. Bu etkileşimlerde bazen ne tepkivereceğinizi bile şaşırırsınız. Son zamanlarda bu şaşkınlık, kırgınlık ve üzgünhal içerisinde ne yapacağıma karar vermekte çok zorlandım. Sonunda bu konununmaksadını çok aşmasından ve şahsıma ve ait olduğum kurumlara zarar vereceğidüşüncesi ile dostlarımla ve kamuoyu ile paylaşmak ihtiyacı hissettim. Bugünsusunca artık konuşacak yâda savunulacak bir şey kalmayacağı düşüncesiiçerisinde.
“Derler ki: Düşman kör nişancıdır da; dost(!) bilir nereden vuracağını.” Gerçek şu ki: Bizim en hassas yönlerimizi en yakınımızda bulunanlar bilirler. Çünkü insan sevdiklerine karşı daha açık ve samimi olarak kendini tanımlar. Bunun yanlış olduğu da söylenemez zira arkadaşlık-dostluk bunu gerektirir. Sakıncalı olan, arkadaş ve dost diye tanımlanan insanların bir gün karşı tarafa geçerek bu öğrendikleri ile sizi taciz etmesidir. Bu tür saldırılar; hedefini bulur, direkt sizin yaranız üzerine bilinçle yapıldığı için de bir o kadar etkili ve can yakıcı olur. Bu tür durumlarda en can yakıcı olanı ise sizin duygusal hassasiyetlerinize ve manevi değerlerinize yapılan tacizlerdir. Bazen öyle olur ki tacizlere verilecek cevap için günlerce düşünürsünüz. Çünkü bazı olayların şüyuu vukuundan beterdir. Savunma yapmak için dahi konu edilmesinin doğru olmayacağını düşünür durursunuz. Lakin bir gerçek var ki: “Hak savunuculuğu yapmak iddiasında olan bir kişinin ilk koruması gereken kendi ve arkadaşlarının hakkıdır.” O halde öncelikle bu şayiaya karşı bir duruşumuz ve açıklamamız kendi hakkımızı korumak için elzemdir.
Malum olduğu üzere Eğitim-Bir Sendikamız için 2018 Kasım ayı Genel Kongre ayıdır. Bu süreç üç ay öncesinden işyeri temsilcileri seçimleri ile başlar, delege başvuru ve seçimleri ile devam eder ve Kasım Ayı içinde yapılan Seçimli Genel Kurul ile sonlanır. Doğal olarak Sendika Yönetimi için de sendika üyeleri arasından sendika yönetimine aday kişiler çıkar. Sendikamıza üye olan her üyenin yönetim kuruluna aday olmak hakkı vardır. Bu yasalarla korunmuş bir haktır. Kimsenin bu hakkı engelleme hakkı yoktur. Bizim yazımıza konu olan süreç te 27 Eylül 2018 de Sendikamızın Yönetim Kurulu Başkanlığına Adaylık açıklamamız ile başladı. Şöyle düşünüyor idim: “Şube yönetimleri için adaylıklarını açıklayan iki güzel ağabeyim ikisi de birbirinden kıymetli ve değerli ikisinden birinin yanında yer almak diğerine haksızlık olacak. Geri durmak için de henüz erken. Ayrıca üye arkadaşlarımızdan Yönetim Listesi hazırlamak için destekler de gelmişken. Bir seçim şenliği yazalım hayatın içine. Kazanırsak 4 sene sendikamız ve üyelerimiz için çok aktif bir hak mücadelesi veririz. Kazanamaz isek 4 yıl aktif sendikacılığa ara vererek biraz dinleniriz. Yapacak daha başka şeyler var onlara da zaman ayırmış oluruz.”
Çalışmaya başladığımız ilk günlerde ilk şok tepki geldi: Bir gün önce seninle bütün üniversiteye dünyaya karşı yürürüm diyen Abi’den “Sen bana ihanet ettin” tepkisi geldi. Sonra “Tamam çık oyları bölersin işime gelir” yaklaşımı ile devam eden ve oluşturacağımız Yönetim Kurulu Üyesini arayarak, “Ya benimle birlikte olacaksın yâda Onunla birlikte olamazsın” yüklenmeleri ile dozajını arttırmaya başlayan bir müdahale süreci başladı. Bu süreç; Mevcut Yönetim Kurulunda görevli olan arkadaşları ziyaret ederek; Ersan’ı Mali İşler sekreteri yapmışsınız. Keyfine göre harcama yapmış iftiraları ile büyümeye başladı. Sonra 2 sene sen 2 sene ben Başkanlık yapalım diyerek, gözlerini başkanlık hırsı bürümüş Ersan’a karşı birleşme teklifleri ile zirve yaptı. Seçimlerde ittifaklar yapılır evet kazanmak için her yol mubahtır(!) ise kendinizle çelişse bile bazı vaatler de yaparsınız. Aslında kendileri hakkında hiç iyi düşünmediğiniz rakiplerle de ittifak yapılabilir. Ama bunlar siyasette olan şeylerdir. Bizler Eğitim-Bir-Sendikamızın üyeleriyiz. Birlikte aynı davanın gölgesinde yaşanmış çeyrek asırlık arkadaş- dost sıcaklığında hayatlarımız var. Kazanmak için bunca tuhaf hallere, imalara ve mide bulandırıcı sözlere ne gerek vardı. Mide bulandıran bu suçlamalar ile alakalı yönetimimiz ile oturduk konuştuk. Her suçlamaya gerçekleri içeren cevaplar verdik. Hesabımız zaten ortada. Kafalarda oluşan şüphelere açık ve ispatlı cevaplar vererek samimiyetimizi yeniden ispat ettik. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan olsun. Ha keza bu suçlama aynı zamanda mevcut yönetim kurulumuza da atılmış bir çamur idi. Sonuç olarak :”Bütün makamların üstünde bir makam vardır. Biz ona kısaca "ABİ" deriz.” Dedik.
Gel gelelim uykusuz geceler başladı. Kulaklarımda sürekli “Ersan Mali İşler Sekreteri yapmışsınız, dilediği gibi harcama yapıyor” ve içine barındırdığı imalar beynimi kemirmeye başladı. Gözlerini hırs bürümüş, başkan olmak için hiçbir değer gözetmeyen, hain bir Ersan. Bunların kaynağı ise çeyrek asırlık yaşanmışlık barındıran ve “Abim” dediğiniz bir kişi. Yabancı olsa bu kadar üzerinde durmaz insan. Yıllar yılı, iyilik için adanmış bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Tanıyanlar bilir elimde kocaman bir çanta ile dolaşırım. O çantanın içinde Eğitim-Bir-Sen ve IHH evrakları ve birkaç not defteri kalem bulunur. Ziyaretlerimizi yaparken sözlerimizin içine “Kirletilmiş bir alanda iyi bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” Sadece sendika değil, Mazlum Coğrafyalara uzanan bir “İyi insanlar hareketi” diye ekler serpiştiriyoruz. Yetim diyoruz, mazlum, muhacir, mülteci, Arakan’dan başlayıp Dünya’yı dolaşan acılar paylaşıyoruz. Yolu yoklukla kesilmiş çaresiz insanlardan da bahsediyoruz. Peki, şimdi nasıl olacaktı. Bütün bunları anlattığınız kişiler: Sendikanın parasını yedin, yetimlerin parasını damı yiyeceksin demez mi? Bu sözlerin şayiasının etkisini hiç düşünmez mi insan? Başkası böyle bir şey dese bile “Sen ne diyorsun. Sözlerine dikkat et olmaz öyle şey.” Deyip kardeşlik hukukunu gözetmesi gerekenlerin, bu sözleri sarf etmiş olması nasıl bir imtihandır. Evet, “Ne kadar kolay: Bir imanın bir iftira doğurması ve ne kadar zor bir yalanın yalan olduğunun ispatlanması”. Bütün bu sözlerin cevabı “sessiz kalıp kongrede cevap veririz” olacak idi fakat delege ve üye ziyaretlerimiz de gördük ki: Bu konular daha çok dillendirilir olmuş. Bu kez sözleri söyleyen ağızlar artmış. Üzerine eklemeler de yapılmış. Acısı da şudur ki: Hala seçim çalışmaları yapılırken “Kardeşlik Hukukundan” bahsedilip oy devşirebilmek için riyakâr cümleler kurulmaya devam ediliyor. Kardeşlik Hukukunu hiçe sayarak, kardeşini Yusuf’u kardeşlerinin attığı gibi kuyuya ki bu kuyu iftira kuyusudur atan birilerinin kardeşlik hukukundan bahsetmesi kadar sahte bir davranış olamaz.
Bir başka kabahatimiz de “Sendikamızın parasını IHH’ya aktarıyormuşuz.” Bunun da cevabını kongrede vereceğiz. Mali tablomuzu gördükleri zaman bu suçlamayı(!) da yapanların nasıl mahcubiyetler yaşayacağını göreceğiz. Sendikalar; Kamu Yararına Kurulmuş Vakıflar aracılığı ile yardıma muhtaç insanlara yasalar çerçevesinde yardım yapabilmektedirler. Şubeler ise bu tür yardımları üyelerine mesaj-afiş ve tanıtımlarla duyurarak, harekete geçirerek, şahitlik ve aracılık yaparak yapmaktalar. Şube olarak bizim de yaptığımız bu minvalde çalışmalardır. Üyelerimiz ile birlikte zaman zaman bu yardımları yapmaya çalışmaktayız. Şubelere Genel Merkezden aktarılan paraların bu şekilde tasarrufu için gene Genel Merkezin izni gerekmektedir. Bu konuda burada bu kadar bir açıklama ile iktifa edelim. Fakat “İyi İnsanlar Hareketi” içinde yardımlaşmaya karşı tepki koyacak insanların olması ve hele de bu kişilerin Şube Yönetimine aday olacak bir Yönetim Kurulu içinde yer alan kişiler olması ve bu kişiler tarafından üye ve delegelerimiz arasında sanki suç içeren bir eylem gibi anlatılması ise anlaşılır bir durum değildir. Eğer 18 Kasım 2018 Pazar günü tekrar görevi Delegelerimiz bize layık görürse aynı şekilde çalışacağımızı buradan açıklayarak “İyi İnsanlar Hareketi ”ne uygun eylemlerimize devam edeceğimizi beyan etmekten onur duyuyorum.
Başlarken bazı ileriyi gören arkadaşlarımızın; Bu süreç yıkıcı geçecek, siz iyi niyetlisiniz ama bu tür süreçler genel olarak sonrasında çok hasarlar verir diyerek ikaz ettiler. Mevzu parti-belediye başkanlığı gibi kazandığınız zaman menfaat temini yapabileceğiniz seçimler değil, Sendika Seçimleri idi. Seçilirsek Yönetimde seçilemezsek üye olarak Sendikamız için çalışmaya devam ederiz kararımızdan dolayı rahatsızlık duymamış idim. Fakat süreç gösterdi ki; Demokrasi denilen lanet şey, kutuplaşmanın ve bölünmenin aracı imiş. İstişare ile başarı ile bitirebileceğimiz bir süreci, demokrasinin dost-arkadaş-kardeş yiyen çarklarına bırakarak en büyük hatayı yapmış olduk. O halde yapılması gereken en kısa zamanda hasarı en aza indirecek hamlenin yapılması ve yola devam edilmesi idi.
Sonuç olarak hafta sonu Seçimli Genel Kurulumuzu yapacağız. Üç ayrı aday ile değil İki Yönetim Kurulu Aday Listesi ile seçime gireceğiz. Bu süreçte İhanet eden(!), gözünü başkanlık hırsı bürümüş olan(!), zafer için her yolu mubah gören(!) Ben, Yönetim Kurulu Başkanlığı Adaylığımdan çekilerek, Mevcut Şube Başkanımız Yılmaz TAŞOVA Ağabeyim ve kendilerine iman ettiğim Yönetim Kurulu adayı arkadaşlarımız ile birlikte Kurumumuzun daha güzel yarınları için “Zirveden Yeni Ufuklara” istikametinde ilerlemesi için çalışmaya devam edeceğim.
Ne demiştik: “Hak savunuculuğu yapmak iddiasında olan bir kişinin ilk koruması gereken kendi ve arkadaşlarının hakkıdır.” Bu kararımız ile öncelikle kendi hakkımızı, kurumumuzun hakkını ve KYK’da üye çalışmaları ile rekor kıran ama kendi listelerinde olduğu zaman problem olmayan, başka listeye girmesi durumunda hakkında (Delege Seçimlerinde şaibe iddiası ile) suç duyurusunda bulunulacağı söylenilen arkadaşımızın Hukukunu da korumuş olduğumuzu düşünüyorum.
Baskı dönemlerinde kimse yok iken yola çıkmış, Merhum Kurucu Başkanımız Mehmet Akif İnan’ımızın “Ölüm bir tohumsa kefen zarında, Gün olur fışkırır bir orman olur” diyerek temellerini attığı sendikamızın ilklerinden olma şerefi dahi yeter bize. Kapıların yüzlerimize kapandığı, soruşturma evraklarının havalarda uçuştuğu zamanlarda istisna birkaç kişi ile yola çıkarak Şube haline getirdiğimiz Sendikamız ve biz bunları hiç hak etmedik. Eksiklerimiz elbette var idi ama asla sendikamızı zarara uğratacak bir eylem içinde bulunmadık. Sendikamızı kişisel hırslarımız için de kullanmadık. Öyle olsa idi şu anda ünvanlı kadroların keyfini çıkarıyor olurduk. Bu sürecin en samimi olduğum insanlar tarafından bu şekle sokulmuş olması lanetini yaşamak zorunda kaldığım ve bunu paylaştığım için çok üzgün olduğumu belirtmek istiyorum. Samimiyet sınavını kaybetmişler seçimi kazansa ne olur kaybetse ne olur? Ne anlamı var.
Neden yazdım? Sessizlik daha mı ahlaki olurdu? Şimdi bu yazının sırası mı idi? Muhatabı ile görüşmek en doğrusu değil mi idi? İletişim araçlarını engelleyerek, karşılaştığınız zaman sırtını dönüp, yüzleşmekten kaçan ve sizi sürekli kendisine hizmet etmesi gereken bir maraba olarak gören, yanlış anlama şampiyonu, söylediğinin nereye gideceğini ve neyin daha çok can yakacağını çok iyi bilen biri ile ne konuşulabilirdi. Bunların hepsini yüzlerce kez düşündüm. Nihayetinde herkesin merak ettiği soruların cevaplarını içerdiği için eksikte olsa yazmak kararı aldım. Kim kiminle? Hangi amaç ile birlikte olduğunu da bilsin görsün. Belki kendilerine ulaşamadığım arkadaşlarım da bu süreçte neden böyle bir tercihte bulunduğumu anlayabilir.
Son söz kazanmak her şey değildir. Şimdiden kaybetmiş olduğumuz değerlerin yeniden yerine nasıl konacağını yâda konup konmayacağını herkesin düşünmesi gerekiyor. En korkmamız gereken “Kul Hakkı Yemek” konusunda bu kadar hevesli olmanın hiçbir anlamı yok idi. Bu yaşananlara rağmen duruşumuzdan zerre taviz vermeden, kazansak da, kaybetsek de seçim sonucunda sendikamız için çalışmaya devam edeceğiz. Biz inanırız ki: Eğitimciler Birliği Sendikası bir “İyi İnsanlar Hareketidir” ve Dünya’yı da ancak iyilik kurtaracaktır. Her şeye rağmen ümitsiz değiliz….