CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ;DİNİMİZE GETİRİLEN ZAAFİYETE TAHAMMÜLÜMÜZ YOK GÜNDEM
Paylaş

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ;DİNİMİZE GETİRİLEN ZAAFİYETE TAHAMMÜLÜMÜZ YOK

“KUR’AN-I KERİM’DE BİZE AÇIKÇA İFADE EDİLEN HÜKÜMLER ASLA DEĞİŞMEMİŞTİR, DEĞİŞMEYECEKTİR” Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında asırlara ve her konuya sâri bir husus

“KUR’AN-I KERİM’DE BİZE AÇIKÇA İFADE EDİLEN HÜKÜMLER ASLA DEĞİŞMEMİŞTİR, DEĞİŞMEYECEKTİR”


Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında asırlara ve her konuya sâri bir husus olan değişim mevzuuna değindi. Değişimi inkâr etmenin, kafasını kuma gömen devekuşu misali kendi kendini kandırmak demek olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla birlikte asla değişmeyen ve değişmeyecek olan kuralların, ilkelerin olduğunun da altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela İslam’ın son din olduğu asla değişmeyecek bir hakikattir. Bununla kimse oynayamaz, biz buna böyle iman etmişiz. Mesela Allah’ın Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bize açıkça ifade ettiği hükümler, yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecektir. Dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an-ı Kerim Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir. Bu da dinimizin ve kitabımızın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kıyamete kadar gelecek olan tüm toplumlar, yaşanacak tüm hadiseler, ortaya çıkacak tüm yeni durumlar karşısında söyleyecek sözü olduğu anlamına gelir. Kitabımız Kur’an’ın her an, her zaman söylediği ve söyleyecek sözü var, naslar asla değişmeyecektir. Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatlar, geliştirilen kurallar ve bunların uygulamadaki karşılıkları elbette zamana, şartlara, imkânlara göre değişecektir. Mecelle kaidesidir. ‘Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.” Yani zamanın değişmesi ile ahkâmın da değişeceği inkâr edilemez. Kurallar bunlar, bunlarla hareket ediyoruz. Eğer biz içtihatları değiştirmezsek, yani uygulamaya ilişkin kuralları içinde bulunduğumuz şartlara göre sabit olan naslara uygun şekilde yenilemezsek, sadece kendi kendimizi kandırmış oluruz.”



Cumhurbaşkanı Erdoğan müslümanların eskiden olduğu gibi şimdi de kendilerini sürekli olarak geliştirmek durumunda olduğunu ifade ederek konuşmasına şöyle devam etti: “Müçtehitlerimizin de tarihin seyri içinde yaptıkları bu değil midir? İnsanlığın bugün ulaştığı noktada sahip olduğu imkânları, teknolojiyi, iletişimi, şehirleşmenin getirdiği insan ilişkilerini nasıl yok sayabiliriz? Bu tutum, biraz önce ifade ettiğim mecelle kaidesine de aykırıdır. Peygamber Efendimiz, bunlar çok önemli, bakın ne buyuruyor: ‘Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz’ buyuruyor. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla bize bildirdiği kat’i emirler ve Peygamber Efendimizin sünneti seniyesi ortadayken birilerinin çıkıp hayatın gerçekleriyle ilgisi, alakası ve bağı olmayan sözler edip kafaları karıştırması yanlıştır. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir.”


“DİNİMİZE GETİRİLEN ZAAFİYETE TAHAMMÜLÜMÜZ YOK”


Cumhurbaşkanı Erdoğan tartışmanın en çarpıcı örneklerinin son günlerde kadınlar konusunda yaşandığını söyleyerek, sadece ilmi bir zeminde, teorik bir tartışmanın konusu olacak hususların toplum önünde alelade bir meseleymiş gibi konuşulmasını, içeriğinin ötesinde, yöntem olarak da doğru bulmadıklarını belirtti. Türkiye’de pek çok örneği görülen bir ifrat-tefrit ortamında insanların kime kulak vereceğini, neye itimat edeceğini şaşırdıklarını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu konularda konuşma yetkisi benim değil. Ben Diyanet İşleri Başkanı değilim, ben Cumhurbaşkanıyım. Ama Cumhurbaşkanı olarak, bir Müslüman olarak, üzerinde sorumluluğu olan bir insan olarak dinime getirilen bu zaafiyete de bizim tahammülümüz yok. Burada bildiğimizi, inandığımızı da söylemek zorundayız. Temenni ediyorum ki inşallah şu anda Başbakan Yardımcımız da burada, bu konuyla ilgili Din İşleri Yüksek Kurulumuz, Diyanet İşleri Başkanımız alanı boş bırakmaması lazım. İşte bu tür adamlara bu alan boş kalır da bunlar konuşursa ortaya böyle zaaflar çıkar. Bu konularda tabii asıl ön alması, tavır koyması gereken hocalarımızın, bu kadar ilahiyat fakültemiz var, ilahiyatçılarımızın, muteber âlimlerimizin ise ya sesleri çıkmıyor ya da sesleri duyulmuyor veya korkuyorlar. Niye korkuyorsun be kardeşim? İslam ilmiyle mücehhez olan bir ilim erbabı korkar mı? Çıkacaksın, gerçek neyse bunu söyleyeceksin. Hiç kimsenin Türkiye’ye böyle bir kafa karışıklığı yaşatmaya, dinimizi böylesine karikatürize etmeye hakkı yoktur. Bizim itirazımız, hatta isyanımız işte bu hadsizlikleredir. Biz bir dinde reform, böyle bir şey aramıyoruz. Böyle bir derdimiz de yok. Haddimize mi? Asla. Ama önüne gelen böyle çıkıp da kadınlarla ilgili, genç, yaşlı, bunlarla ilgili ileri-geri bu tür şeyleri konuşmalarının İslam’a getirdiği lekeyi, gölgeyi görmemezlikten gelemez.”



DİN EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ SAĞLIKLI BİR TEMEL ÜZERİNDE YAYGINLAŞTIRILMALI”


Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam’ı değişime kapalı bir din olarak göstermeye çalışan zihniyet ile İslam’la uzaktan yakından ilgisi olmayan çarpıklıkları dinimize mal etmeye çalışan zihniyetin aslında aynı gayeye hizmet etmekte olduğunu kaydetti. Her iki yanlışın da önüne geçebilmek için Türkiye’de din eğitim ve öğretiminin sağlıklı bir temel üzerinde yaygınlaştırılmasına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülke ve millet olarak ağır bir bedel ödediğimiz FETÖ tecrübesinin bu bakımdan çok önemli olduğunu vurguladı. İlahiyatçıların, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın meydanı bu FETÖ gibi alçaklara bıraktıklarını ve toplumun bu hâle geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bu bize örnek olmayacak da hangisi bize örnek olacak?” dedi.


El Kaide, DEAŞ, Boko Haram gibi terör örgütlerinin sahih İslam’ın öğretilmesi konusundaki eksikliği kullanarak ortaya çıktıklarını ve palazlandıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi de dünkü yaptığım konuşmadan sonra birileri aynen bu şekilde sosyal medyada konuşmaya başladılar. Siz bu fakiri korkutamayacaksınız. Hak neyse ben onu söylemeye devam edeceğim. Kitabımız Kur’an’ımızın, İslam’ın hükümlerini sağa-sola evirip çevirmeye hakkınız yok. Ve böyle bu tür gözlüklerle bakarak kalkıp da dinimize -yine söylüyorum- fatura kesmeye, kestirmeye de hakkımız yok.”


“ÜMMETİ BÖLMEK, İSLAM’I ZAYIF DÜŞÜRMEK İSTEYENLERE ASLA ZEMİN HAZIRLAMAMALIYIZ”


Konuyla ilgili değerlendirmelerini sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinin devamında, “Bu örgütlerin arkasında falanca var, filanca var yaklaşımı doğru bile olsa bizim derdimize derman olmaya yetmiyor. Şayet arkasında kim olursa olsun, kullanılan kişiler bizim insanlarımız ise, ortada çözmemiz gereken ciddi bir mesele var demektir. FETÖ’nün arkasında kimler var? Görüyorsunuz değil mi? Sadece orası olur mu canım, ‘160 ülkede çalışıyorum’ diyor ve arkasında ne kadar İslam düşmanları varsa onlar arkasında. Dert ne? Dert, ümmeti bölmek, İslam’ı bölmek, İslam’ı parçalamak, zayıf düşürmek; bizim bunlara asla zemin hazırlamamamız gerekiyor. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de biz kullarına defalarca yönelttiği, yüzlerce; ‘Düşünmez misiniz, akletmez misiniz?’ sorusu herhâlde bize. Bunun üzerinde durmamız lazım, düşünmemiz lazım, çalışmamız lazım. Ömrünü İslam’a, İslam’ı anlamaya, anlatmaya adamış ilim adamlarımızın da yardımıyla bu meselenin üstesinden geleceğimize inanıyorum. Bu konuda ilgili kurumlarımızın ve muteber ilim adamlarımızın daha cesur davranmasını, daha aktif olmasını özellikle rica ediyorum. Aksi takdirde hep birlikte çok büyük bir vebal altında kalacağımız açıktır” dedi.


Türkiye’nin önünde bu tür tartışmaların dışında çözmesi gereken çok önemli sıkıntılar bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının çok haklı sebepleri olduğunu kaydederek, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını engellemeye çalışanların asıl gayesinin gün gibi ortaya çıktığını ifade etti.


SÜRMANŞETHABER.COM

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.