Bazı acıların takvimi yoktur.
Bazı yaraların üzerinden yıllar geçse de kabuk bağlamaz.
Bir annenin evladının ardından baktığı son an, bir eşin kapıda beklediği son akşam, bir çocuğun “Babam ne zaman gelecek?” diye sorduğu o cümle, yıllar geçse de insanın yüreğinde yaşamaya devam eder.
Türkiye, terörle mücadelede yalnızca yıllarını değil; evlatlarını, kardeşlerini, eşlerini, babalarını, umutlarını ve milyarlarca liralık kaynaklarını kaybetti.
Bu topraklar çok şey gördü.
Dağlarda çatışmaları, şehirlerde bombaları, yollarda pusuları, evlere gelen acı haberleri…
Ve her defasında aynı büyük millet ayağa kalktı.
Bir şehit cenazesinde tabuta sarılan annenin gözyaşı, bu ülkenin hafızasına kazındı.
Bir gazinin bedeninde taşıdığı iz, Türkiye’nin ödediği bedelin sessiz bir belgesi oldu.
Bir çocuğun babasız büyümesi, terörün görünmeyen yüzünü anlattı.
Ama bu millet hiçbir zaman umudunu kaybetmedi.
Çünkü Türkiye, acının içinden umudu çıkarabilen bir millettir.
Bu ülke evlatlarını kolay yetiştirmedi
Bir asker üniformasını giydiğinde yalnızca bir görev üstlenmedi.
Bir annenin duasını, bir babanın gururunu, bir milletin emanetini omuzlarına aldı.
Kimi daha yirmi yaşındaydı.
Kiminin cebinde ailesine yazdığı son mektup vardı.
Kiminin telefonunda annesinin son mesajı…
Kimi daha düğün yapacaktı.
Kimi çocuğunun doğumunu göremedi.
Kimi ardında yalnızca bir fotoğraf bıraktı.
Ve Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca insan aynı acıyı paylaştı.
Şehitlerimizin ardından söylenen “Vatan sağ olsun” sözü, belki de bu milletin ne kadar büyük bir fedakârlık taşıdığının en kısa ifadesidir.
Ama artık hepimizin ortak bir sorumluluğu var:
Bir daha hiçbir annenin kapısına ateş düşmemesi için ne gerekiyorsa yapmak.
Terör sadece can almadı
Terör, yalnızca silahla insanlarımızı öldürmedi.
Hayatları yarım bıraktı.
Köyleri boşalttı.
İnsanları göçe zorladı.
Yatırımları geciktirdi.
İşsizliği artırdı.
Ekonomik kaynaklarımızı tüketti.
Eğitimden sağlığa, ulaşımdan sanayiye kadar ülkenin gelişme hızını yıllarca etkiledi.
Belki de en önemlisi, insanların birbirine güvenini ve geleceğe dair umutlarını yaraladı.
Bir ülkenin kaynakları, çocuklarının geleceğine harcanabilecekken terörle mücadeleye ayrıldı.
Yapılabilecek fabrikalar yapılamadı.
Kurulabilecek işletmeler kurulamadı.
İnsanlarımızın refahına ayrılabilecek kaynaklar güvenliğin sağlanmasına yöneldi.
Bu yüzden terörün faturası sadece bütçelerde görülmedi.
Terörün en ağır faturası insanların hayatında yazılıydı.
Şimdi başka bir hikâye yazmanın zamanı
Bugün Türkiye tarihi bir eşikte duruyor.
“Terörsüz Türkiye” hedefi, işte tam da bu yüzden sıradan bir siyasi slogan değildir.
Bu hedef, yıllardır acı çeken bir milletin artık huzur istemesidir.
Bir annenin artık oğlunu korkmadan askere göndermek istemesidir.
Bir babanın çocuğunun geleceğinden endişe etmemesidir.
Bir gencin doğduğu şehirde kalıp hayal kurabilmesidir.
Bir öğretmenin görev yaptığı yere güven içinde gidebilmesidir.
Bir yatırımcının bölgeye yatırım yaparken yalnızca üretimi düşünmesidir.
Bir çocuğun hayatında terör kelimesinin yalnızca tarih kitaplarında kalmasıdır.
İşte Terörsüz Türkiye budur.
Bu noktaya bir günde gelmedik
Bugün geldiğimiz noktayı değerlendirirken, geçmişte yürütülen mücadeleyi ve devletin yıllar boyunca ortaya koyduğu iradeyi unutmamak gerekir.
Türkiye, terörle mücadeleyi yalnızca güvenlik operasyonlarından ibaret görmedi.
Ekonomik kalkınmayı, eğitim yatırımlarını, sağlık hizmetlerini, ulaşım projelerini, istihdamı ve bölgesel kalkınmayı da mücadelenin bir parçası haline getirdi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yapılan yollar, hastaneler, okullar, üniversiteler, yatırımlar ve üretim alanları; aslında Türkiye’nin geleceğine yapılan yatırımlardı.
Çünkü terörün karşısında sadece silah değil, umut da vardır.
Bir gence iş verdiğinizde terörün elinden bir umut alanı çekip alırsınız.
Bir çocuğa iyi bir eğitim verdiğinizde karanlığın karşısına aydınlık koyarsınız.
Bir bölgeyi kalkındırdığınızda terörün istismar edeceği zemini daraltırsınız.
Bir insana devletinin yanında olduğunu hissettirdiğinizde, geleceğe dair güven inşa edersiniz.
Devlet aklı, millet vicdanı
Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihi siyasi iradesi ve TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un Meclis zemininde farklı siyasi anlayışları bir araya getirmeye yönelik yaklaşımıyla yeni bir süreç yaşanmaktadır.
Bu sürecin anlamı, kişilerden ve günlük siyasi tartışmalardan daha büyüktür.
Çünkü mesele Türkiye’nin meselesidir.
On yıllardır süren bir acının artık sona erdirilmesi meselesidir.
PKK’nın fesih yönündeki adımı, Türkiye açısından bu uzun mücadelenin yeni bir aşamaya taşınması bakımından tarihi önemdedir.
Fakat burada bir şeyi asla unutmamalıyız:
Terörsüz Türkiye, şehitlerimizi unutmak değildir.
Tam tersine…
Şehitlerimizi unutmadan, onların çocuklarına ve gelecek nesillere daha huzurlu bir ülke bırakmaktır.
Gazilerimizin fedakârlıklarını unutmadan, onların yaşadığı acıların bir daha yaşanmamasını sağlamaktır.
Geçmişi silmek değil, geçmişten ders almaktır.
Şehit annelerine bir borcumuz var
Bugün Terörsüz Türkiye’den söz ederken, belki de en fazla şehit annelerini düşünmeliyiz.
Çünkü onlar evlatlarını bu ülkeye verdiler.
Onlar bir sabah kapının çalınmasıyla hayatlarının en büyük acısını yaşadılar.
Onların bazıları yıllardır evladının fotoğrafıyla konuşuyor.
Bazıları bayramlarda boş kalan bir sandalyeye bakıyor.
Bazıları oğlunun doğum gününde mezarına gidiyor.
Ve biz bugün huzurdan söz ediyorsak, o huzurun bedelini kimin ödediğini unutmamalıyız.
Bir annenin gözyaşının üzerine siyaset kurulmaz.
Bir şehidin hatırası üzerinden ayrıştırıcı tartışmalar yapılmaz.
Şehitlerimizin bize bıraktığı en büyük miras, birlik içinde yaşayan güçlü bir Türkiye’dir.
Artık çocuklarımızın hikâyesi değişsin
Düşünün…
Bir çocuk büyüyor.
Babasını askere uğurlarken annesinin gözlerinde korku görmüyor.
Televizyonda sürekli terör haberleri izlemiyor.
Bir köy yolunda güvenlik endişesi yaşamıyor.
Doğduğu şehirden geleceğini kurmak için ayrılmak zorunda kalmıyor.
Okuyor.
Üretiyor.
Çalışıyor.
Evleniyor.
Çocuk sahibi oluyor.
Ve kendi çocuğuna savaşın, terörün ve acının hikâyesini değil; Türkiye’nin nasıl büyüdüğünün hikâyesini anlatıyor.
İşte bizim asıl hedefimiz bu olmalı.
Çünkü Türkiye’nin çocuklarına bırakacağı en güzel miras, sadece güçlü bir ekonomi veya güçlü bir devlet değildir.
Huzurlu bir ülkedir.
Şimdi Türkiye’nin enerjisini geleceğe çevirme zamanı
Yıllarca teröre karşı harcanan kaynakları artık daha fazla üretime, eğitime, bilime, teknolojiye ve gençlerimizin geleceğine yönlendirme zamanı gelmiştir.
Dağlarda yankılanan silah seslerinin yerini fabrikaların makineleri alsın.
Terörün boşalttığı köylerde yeniden üretim başlasın.
Gençlerimiz iş bulmak için başka ülkelere bakmak yerine kendi şehirlerinde gelecek arasın.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu, terörle anılan bölgeler olmaktan çıksın; üretimin, turizmin, tarımın, sanayinin ve teknolojinin yükselen merkezleri haline gelsin.
Türkiye’nin hikâyesi artık acılarla değil, başarılarla yazılsın.
Çünkü bu millet huzuru hak ediyor
Bu millet çok bekledi.
Çok ağladı.
Çok kaybetti.
Çok bedel ödedi.
Ama hiçbir zaman teslim olmadı.
Her şehit cenazesinin ardından yeniden ayağa kalktı.
Her saldırının ardından bayrağına daha sıkı sarıldı.
Her acının ardından birbirine daha fazla kenetlendi.
Şimdi önümüzde yeni bir sayfa açma fırsatı var.
Bu fırsatın değerini bilmek zorundayız.
Elbette süreç dikkatle yürütülmeli.
Elbette devletin güvenliği, milletin birliği, hukukun üstünlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri korunmalıdır.
Elbette şehitlerimizin hatırası ve gazilerimizin hakkı her zaman başımızın üzerinde tutulmalıdır.
Ama bütün bunlarla birlikte, artık çocuklarımıza daha huzurlu bir Türkiye bırakmanın da sorumluluğunu taşıyoruz.
Son söz: Artık gözyaşının değil, umudun zamanı
Belki yıllar sonra bugünleri hatırladığımızda şöyle diyeceğiz:
“Türkiye çok acı çekti.
Ama o acılardan büyük bir ders çıkardı.
Ve sonunda geleceğini seçti.”
O gelecek; korkunun değil huzurun,
çatışmanın değil kardeşliğin,
yoksulluğun değil refahın,
umutsuzluğun değil geleceğe güvenin geleceğidir.
Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Gazilerimizin hakkı ödenmez.
Evlatlarını bu vatan uğruna toprağa veren annelerin ellerinden öpüyoruz.
Ve onların acısını bir daha hiçbir annenin yaşamaması için…
Terörsüz Türkiye hedefini, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin emaneti olarak görmeliyiz.
Çünkü bu ülke çok bedel ödedi.
Şimdi o bedellerin ardından huzuru hak ediyor.
Şimdi çocuklarımız korkuyla değil, umutla büyüsün.
Şimdi anneler evlatlarını gözyaşıyla değil, gururla uğurlasın.
Şimdi dağlarda silah değil, ovalarda üretim konuşulsun.
Şimdi Türkiye’nin adı terörle değil; barışla, kardeşlikle, kalkınmayla, güçle ve umutla anılsın.
Ve artık…
Türkiye’nin yarınlarını, geçmişin acıları değil; milletimizin ortak iradesi belirlesin.