İnsan herkese yaranmaya çalıştığında belki çok seveni olur; ancak kendine ait bir duruşu, ilkesi ve inandığı değerleri olduğunda herkesin sevgisini kazanması mümkün değildir. Çünkü karakter sahibi olmak, bazen sevilmemeyi de göze almaktır.
Hayatta bazı insanlar vardır; bulundukları her ortamda herkese hak verir, kimseyle ters düşmez, kimsenin kalbini kırmamak adına kendi doğrularından bile vazgeçerler. Herkese mavi boncuk dağıtır, rüzgâr hangi yönden eserse o tarafa dönerler. Bugün savunduklarını yarın inkâr eder, menfaatleri nerede ise duruşlarını da oraya taşırlar. Böyle insanların herkesle iyi geçinmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü onlar çoğu zaman bir ilkeyi değil, kabul görmeyi tercih ederler.
Oysa asıl mesele, herkes tarafından sevilmek değil, gerektiğinde doğru bildiğinin arkasında durabilmektir.
Karakter sahibi olmak; şartlar ne olursa olsun ilkelerinden vazgeçmemek, çıkar uğruna eğilip bükülmemek, kalabalıkların alkışına kapılarak yanlışa ortak olmamak demektir. Gerektiğinde hayır diyebilmek, haksızlığın karşısında susmamak ve bedeli ne olursa olsun vicdanının sesini dinlemektir.
Elbette böyle bir duruşun bir bedeli vardır. Herkes sizi anlamayabilir, doğrularınız bazılarını rahatsız edebilir, ilkeleriniz başkalarının çıkarlarıyla çatışabilir. Hatta sırf boyun eğmediğiniz, susmadığınız ya da başkalarının istediği gibi davranmadığınız için eleştirilebilir, dışlanabilir ve hedef hâline getirilebilirsiniz.
Çünkü bazı insanlar sizin yanlış yapmanızdan değil, onların istediği gibi davranmamanızdan rahatsız olur.
İnsanların sizi sevmemesi, her zaman yanlış yaptığınız anlamına gelmez. Bazen yalnızca onların çıkarlarına boyun eğmediğinizin göstergesidir. Ancak burada ince bir çizgiyi de unutmamak gerekir: Her eleştireni düşman, her karşı çıkanı haksız görmek de karakter değil, bir başka yanılgıdır. Asıl erdem, hem kendi duruşunu korumak hem de gerektiğinde kendi hatasını kabul edebilmektir.
Bu gerçek yalnızca kişisel ilişkilerde değil, iş hayatında, toplumsal yaşamda ve uluslararası ilişkilerde de karşımıza çıkar. İlkesizliğin kısa vadede kazandırdığı dostluklar, çoğu zaman çıkarlar değiştiğinde sona erer. Bugün alkışlayanlar, yarın menfaatleri gerektirdiğinde sırtlarını dönebilirler. Buna karşılık sağlam bir karakter, günü kurtarmaktan çok uzun vadede güven ve saygınlık kazanmayı hedefler.
Tam da bu noktada, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 204. ayetinde dikkat çekilen insan tipini hatırlamak gerekir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir; oysa o, düşmanlıkta pek yaman olandır.”
Bu ayet, söz ile öz arasındaki uçuruma dikkat çeker. Güzel konuşmak, etkileyici cümleler kurmak, insanlara güven vermek ya da Allah’ı şahit göstermek, tek başına samimiyetin kanıtı değildir. Önemli olan, insanın söyledikleriyle yaptıklarının birbirini tutmasıdır. Zira sözler gönülleri kazanabilir; fakat insanın gerçek karakterini ortaya koyan, davranışları ve niyetleridir.
Yüzünüze gülümseyen herkes dostunuz olmayabilir. Sizi öven herkes iyiliğinizi istemeyebilir. Aynı şekilde, size karşı çıkan herkes de düşmanınız değildir. Bu nedenle insan, ne tatlı sözlere hemen aldanmalı ne de her eleştiriyi düşmanlık olarak görmelidir. Ölçüsü aklı, vicdanı ve adalet duygusu olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki karakter, yalnızca başkalarına karşı dik durmak değildir. Güçlünün karşısında eğilmemek kadar zayıfın hakkını gözetmek, yanlış yapan bir yakınımıza da yanlışını söyleyebilmek, çıkarımıza aykırı olsa bile adaletten ayrılmamak da karakterin bir parçasıdır.
Asıl mesele, kaç kişinin sizi sevdiği değil; sevilebilmek uğruna hangi değerlerden vazgeçmediğinizdir.
Elbette gönül kazanmak güzeldir. İnsanlarla iyi geçinmek, uzlaşmak ve ortak bir zeminde buluşmak da bir erdemdir. Ancak bunların hiçbiri kişiliksizleşmek, hakikati görmezden gelmek ya da menfaat uğruna doğrulardan vazgeçmek anlamına gelmemelidir.
Varsın herkes bizi sevmesin. Varsın bazıları arkamızdan konuşsun. Varsın doğrularımız, çıkarlarına dokunduğu insanların hoşuna gitmesin. Yeter ki biz, başkalarının alkışını kazanmak uğruna vicdanımızı kaybetmeyelim. Akşam başımızı yastığa koyduğumuzda, gün içinde yaptıklarımızdan utanmayacak bir hayat yaşayabilelim.
Çünkü insanın en büyük kazancı, herkesin sevgisini kazanmak değil, kendi vicdanının karşısında başını eğmemektir.
Bizim meselemiz herkese yaranmak değil, hakikatin yanında durabilmektir.
Selam olsun; çıkarı için eğilip bükülmeyenlere, kalabalıklara göre saf değiştirmeyenlere, haksızlık karşısında susmayanlara ve karakterinden ödün vermeden yaşamayı seçenlere…
Çünkü karakter sahibi olmak, herkesin dostu olmayı değil, her şartta insan kalabilmeyi gerektirir.